Söz

Yakın bir dostum babasını kaybetti dün. Hem de hiçbir şeyi yokken, bir anda. Haberi duyduğumda inanamadım, inanmak istemedim. Çok acımasız bir senaryo gibi geldi. Başım döndü biraz, sonra boğazıma o tanıdık yumru geldi, oturdu. Hikayeyi duyduğum zaman bile sarsılırken ben, dostumu düşünemedim bile. Zihnimde kapalı, simsiyah bir kapı sanki… Aralayıp da arkasına bakamadım. Yıllar var ki bakmıyorum içine. Arada bir uzaktan bakıp önünden geçiyorum, kulağımı dayayıp dinliyorum sadece.

Cenazeye giderken, ne zaman biri yakınını kaybetse konuşulan bilindik sohbetlere tanık oldum: ”Aradım, ama ne diyeceğimi bilemedim.” Kendi başıma geldiği günden beridir, bu hayıflanmayı çok anlamsız buluyorum. İnanın bana, ne diyeceğinizi bilememeniz çok normal, söyleyebileceğiniz bir şey yok da o yüzden bulamıyorsunuz. Bu duruma uygun hiçbir kelime yok sözlükte. Ve inanın, karşınızdaki kişi de sizden bir cümle, bir söz, bir aforizma beklemiyor. Sanılıyor ki öyle bir söz var aslında, bir bulup da söyleseniz, onun acılarını dindireceksiniz. Yok. Olamaz, mümkün değil.

”Güçlü ol!” derler mesela, sırf siz bunu dediniz diye güçlü olabilecekmişiz gibi. ”Anneni, aileni düşün!” derler, herhangi bir şeyi düşünebilecekmişiz gibi. En fenası da, ”Ben de babamı kaybettim, biliyorum” derler. Kafamı kaldırıp gözlerinin içine bakmak gelirdi içimden. ”Yani?” -demek isterdim- ”Babanı kaybetmiş olman ne hissettiklerimi anladığın anlamına mı gelir? Yoksa bu gerçek, bizi birbirimize yakınlaştıran enteresan bir anektod mu olmalı?”

Onu gördüğümde; yorgun suratına, uykusuz gözlerine baktığımda aklımdan geçen binlerce şeyden bazılarıydı bunlar. Gözümün önünden geçen binlerce anı, kulağımda çınlanan binlerce avutma sözü vardı.

Uzaktan baktım önce, sanki bazı şeylerde kontrolüm olabilirmiş gibi ”Böyle olmasaydı keşke…” diye söylendim, defalarca.

Yürüyüp ona sarıldığımda, sırtını sıvazlayıp nefes bile alamadığım o anda, sadece ve sadece ”Çok üzgünüm” diyebildim.

Diyebilecek başka hiçbir söz yoktu, onun için.

Reklamlar