Ali İsmail Korkmaz

Ali İsmail Korkmaz

Sen ölümden korkmadın ama seni öldürenler bugün sadece adalet isteyen bizlerden bile korkuyorlar. Seni alçakça öldürenler yine polislerin arkasına saklanıyorlar.

Çocuk, sen yüreğimizde dinmeyen bir acısın. Hesaplaşma günü geldiğinde en çok senin adını haykırıp, senin adını yaşatacağız.

Bu çok zor bir şey değil.

Bakın, bu çok zor bir şey değil gerçekten. Sizin baskıcı iktidarınıza karşı isyan eden, tek derdi seslerini ve fikirlerini duyurmak olan insanlara karşı kullandığınız aşırı şiddet ve insanlık dışı biber gazı kullanımından bahsetmiyorum.

Tüm dünya basınının Taksim Meydanı’ndan saatlerce canlı yayın yaptığı anlarda sizin uzaktan kumandalı basınınızın ekranları karartmasından da bahsetmiyorum.

Konu, İstanbul valisinin “Taksim’e ve Gezi Parkı’na kesinlikle müdahale olmayacak, siz bundan sonra Türk polisine emanetsiniz!” açıklamasından saatler sonra meydana toplanan on binlerce insanın ortasına gaz bombaları yağdırıp hem Taksim’e hem de Gezi Parkı’na acımasızca müdahale etmeniz de değil. Bu bizi artık şaşırtmıyor, size güvenmeyi çoktan bıraktık çünkü biz.

Sadece şunu düşünün: “Temsilcilerle görüşeceğiz” diyorsunuz ve ardından bu hareketle uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlardan hayali bir temsilci heyeti oluşturuyorsunuz. Necati Şaşmaz, Hülya Avşar…

Yani diyorsunuz ki, “Bu halk hareketi ile ilgili görüşme yapılacaksa, iktidar ile konuşacak olan temsilci heyetini de yine iktidar olarak biz belirleriz!”

Bu sizce normal mi?

Bu soruya cevap verin, bu sorunun cevabını iyice bir düşünün ve cevap verin.

Gerisi çorap söküğü gibi gelecek.

Bitecekti, evet.

Bugünün geleceğini hepimiz çok iyi biliyorduk.

Taksim Gezi Parkındaki masum bir çevreci eylem; polisin tek bildiği yol olan aşırı şiddet ve biber gazı ile bastırılmaya çalışıldığında da, şafak baskınlarında gençlerin üzerine bombalar yağdırılıp çadırlarının yakılmaya başlandığı sabah televizyonlarımızın karşısında sinirden yerimizde duramazken de, bu günün geleceğini biliyorduk.

Gezi Parkı ile ilgili ya da ilgisiz, yıllardır hem fiziksel hem de fikirsel anlamda iktidardan baskı gören halkın, içinde biriktirdiklerini artık daha fazla tutamaması ve Türkiye’nin her yerinde sokaklara dökülmesinden sonra, bizler tanımadığımız insanlar ile omuz omuza, tek ses “Faşizme karşı omuz omuza!” diye haykırdığımız anlarda da içimizde bir yerlerde, çok değil en fazla 1 hafta sonra o sokaklara tekrar polisin hakim olacağını hissediyorduk.

10 yıllık iktidarın başındakiler; lejyoner medyalarını yanlarına alıp karşılarına çıkan her benzincide duran uzun yol şoförleri gibi yarım saat arayla miting yaparken, özlerine dönüp en iyi bildikleri şey olan mağdur rolünü oynamanın en güzel örneklerini sergileyip, aleni şekilde kendi halkını “sabrımız taşıyor, artık anladığınız dilden konuşacağız!” diye tehdit ederlerken biz, acı acı gülümseyip bu çaresizliklerine şaşırdığımızda, artık çok fazla vaktimizin kalmadığını biliyorduk.

Ama, inanın böylesini de tahmin etmiyorduk.

Bu sabah aynı anda sözleşmiş lise aşıkları gibi yayına giren uzaktan kumandalı medyanın kameraları karşısında bizim o çok içten isyanımıza “terörist” damgası vurmak istediler. Kibar polisler, anonslar, tweetler ve bir anda ortaya çıkan daha önce hiç rastlamadığımız Molotoflu direnişçiler ile birlikte marjinalleştirilen, kirletilen ve halkın gözünde itibarsızlaştırılarak terörist gibi gösterilmek istenen bizlerdik.

O Molotof kokteyli atanlara, şiddetle beslenenlere en büyük tepkiyi gösteren; konuşmak ve duyurmak istediğimiz fikirlerimizden başka hiçbir silahı olmayan bizleri de sindirmek için tekrar geldiler bu sabah; hem de bu sefer “sosyal medyaya da  operasyon yapacağız!” gibi tehditlerini de beraberinde getirdiler.

İktidar, yine “çok büyük oyunlar”dan etkilenen mağdur taraf olurken, biz üstün çabalarla yine marjinal gruplar haline dönüştürüldük.

Önce meydana girdi polis, sonra Çağlayan’da avukatları göz altına almaya başladı ve finali de 13:45 itibari ile de Gezi Parkı’na müdahaleye başlayarak yaptı. Oysa sabah “Gezi Parkı’na müdahale etmeyeceğiz. Sadece pankartları temizleyeceğiz” diyordu resmi ağızlar, “Bundan sonra polislerimize emanetsiniz” diyordu.

Boğazıma oturan ve günlerdir gitmeyen o yumru, duruyor hala. Taş gibi. Gitmiyor.