How I Met Your Mother’ın Alternatif Sonu İnternete Sızdı! [Video]

Açıkçası Mart ayında dizinin son bölümünü seyrettiğim günden beri hem öfkeli hem de hayal kırıklığına uğramış hissediyordum kendimi ve nerede ne zaman konusu açılsa dizinin senaristlerine ateş püskürüyordum.

Dizinin finali ile ilgili hislerimi daha önce bu yazımda belirtmiştim.

Bu tepkimde kesinlikle yalnız değildim ve sosyal medyada, forumlarda, subredditlerde tam bir isyan havası vardı. Herkes dizinin senaristlerine çatıyor ve bu sonu hak etmediklerini söylüyorlardı. Bir dizinin takipçileri ile bu denli bir duygusal bağ kurmak kolay bir iş değil aslında ama onlara istediğini vermediğiniz anda da bu kitle hayatı size zindana çevirebiliyor işte böyle. (Pişman değilim, değiliz. Yine olsa yine yaparım, yaparız.)

Okumaya devam et “How I Met Your Mother’ın Alternatif Sonu İnternete Sızdı! [Video]”

Reklamlar

How I Met Your Mother finali: 45 dakikalık hayal kırıklığı

How I Met Your Mother gibi uzun soluklu dizilerin belli bir jenerasyonun hayatında önemli roller oynadığı bir gerçek. 1990’lı yılları nasıl Friends ile özdeşleştiriyorsam kafamda, 2000’li yılların da bendeki karşılığı HIMYM. 9 sene gibi uzun bir süre hayatınızda düzenli olarak yer verdiğiniz bu dizi, ister istemez benimsediğiniz ve sahiplendiğiniz bir şey haline geliyor.

Ted’in 9 sene önce çocuklarını karşısına alıp anlatmaya başladığı anneleriyle nasıl tanıştığına dair hikaye dün akşam sona erdi. Bitişler her zaman zordur ve ben de dizinin tüm hayranları gibi eski bir dosta, ilk gençliğimden yetişkinliğe doğru yürüdüğüm bu yolda yanımda olan diziye güzel bir veda etmek için ekran başına geçmiştim. Yaşadığım hayal kırıklığını tarif dahi edemem size.

(Yazının buradan sonrası hali ile dizi finaline ait yoğun bir şekilde spoiler içerecektir)

–spoiler–

Gelin kabul edelim, son 3 yıldır bize kabul ettirilmeye çalışılan Robin ve Barney çifti ilk dakikadan itibaren birbirlerine uygun iki insan değildi zaten. Ne zaman onları bir arada görsem bunu düşünürdüm. Bu zorlama çiftin inişli çıkışlı aşk hikayesinin bir evliliğe doğru gittiğini gördüğümde de “Yok artık!” demiştim. Son sezonun %90’ını ayırdıkları Barney ve Robin’in evliliklerini 5 dakikalık bir süreçte boşanma ile noktaladıklarını gördüğüm an, suratıma ilk “Marshall Tokadını” yediğim an oldu.

Akabinde Robin gruptan ayrıldı ve başarılı uluslararası bir haber muhabiri oldu. Barney ise o eski seks bağımlısı / çapkın hayat tarzına dönüş yaptı, tereddütsüz. Hatta eski, klasikleşmiş esprilerden “Playbook”a falan atıflar yapıldı anlamsız bir şekilde. “Eh peki madem” deyip devam ettim. Sonrasında gördük ki Barney ne idüğü belirsiz bir kadını (#31) bir anda hamile bıraktı ve ondan bir çocuğu oldu! Bu kadın kimdir? Nedir? Çocuğu doğurduktan sonra kaçtı mı? Öldü mü? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Ama hastane odasına girmek bile istemeyen Barney’nin bir anda “Hayatımın anlamı sensin” tribine girdiğini görüyoruz. Bu dakikadan sonra Barney hayatını o kimden olduğunu bile bilmediğimiz, adını bile öğrenmediğimiz bebeğe adıyor. Allah Allah…

Nispeten daha düzenli olan Marshall – Lilly çiftinin üçüncü çocuklarına hamile olduklarını öğrendik. Sevinçli, mutlu bir an. Lilly’nin en büyük isteği hayatının büyük bir bölümünü domine eden bu arkadaş grubunu tekrar bir araya getirmek. Hiç olmazsa büyük ve kritik anlarda… Ama çoğu zaman Robin’i göremiyoruz, çünkü yurtdışında çalışıyor. Marshall tarafı, Lilly’den daha sıkıntılı. Lilly’nin Roma’da geçireceği 1 yıl için yargıçlık teklifini reddediyor Marshall. Bunun için de sürekli Lilly’yi cezalandırdığını görüyoruz. Yıllarca kötü bir işte çalışmak zorunda kalıyor. Bunun mantığı nedir? Neden Marshall yaptığı iyi bir şey için bu kadar kötü bir karşılık gördü yıllarca? Ve Lilly’nin tek söylediği, “Sen benim hayalim için böyle büyük bir fedakarlıkta bulundun, iyi karma seni bulacak ve sen yine yargıç olacaksın bebeğim” gibi en hafif tabirle gerzekçe bir teselli cümlesi. Lilly’nin ne işe yaradığını bilemediğimiz 1 senelik Roma macerasının ceremesini çeken Marshall fikri, iyiden iyiye karnıma ağrılar soktu.

Ted ve anneye gelirsek… Ted, Barney-Robin düğününde fark ettiği bas çalan güzel gülüşlü kızı, düğünden dönüş yolunda istasyonda sarı şemsiyesinin altında gördü. Onunla tanışma cesaretini gösterince de ilişkileri başlamış oldu. (Dizinin de bitmesi gereken yer tam olarak burasıydı). Anne ile Ted ilişkisi sezonun geneline bölük pörçük serpiştirildiği için, buradan sonra tam bir hikaye bütünlüğü yok. Fener’deki evlilik teklifini geçmiş bölümde de görmüştük zaten. Şimdi tam evlilik arifesinde Tracy’nin (annenin ismi bu) hamile olduğu haberini alıyoruz! Mutlu bir an esasında ama bu haber anlamsız bir şekilde evliliklerini ertelemelerine sebep oluyor. Neden? Ben herhangi bir mantık kuramadım. 7 sene ve ikinci çocuktan sonra Ted tekrardan Tracy’e evlilik teklif ediyor ve evleniyorlar.

Sonrasında çocuklara annesi ile nasıl güzel bir hayat yaşadığına dair kısa bir konuşma yapmaya başlıyor Ted. “Annenizle çok güzel anlarımız oldu, pazar öğleden sonralarımız, mutlu anlarımız ve tabi bunun yanında onun hasta olduğu anları da yaşadık.” Tracy’i yatakta görüyoruz bir anlığına ve sonra da öldüğünü öğreniyoruz! Pardon? Nasıl yani? Ted’in uğruna evrenin sırlarını çözdüğü 9 sezon boyunca arayışını seyrettiğimiz anne öldü öyle mi? Neden peki, hasta mıydı? Bilmiyoruz. Bu konuda bir bilgi yok. Sonra çocuklara dönüyor Ted. “İşte böyle” diyor, “annenizle böyle tanıştım.” 2005 yılında çekilen kayıtlara dönüyoruz biz de. Çocuklar o koltuğun üstünde konuşmaya başlıyorlar. “Hadi ama baba bu hikayeyi neden anlattığını biliyoruz. Sen aslında Robin teyzemizi seviyorsun ve onunla çıkmaya başlamak için bizden izin istiyorsun. Annemin ölümünün üzerinden 6 sene geçti baba, artık zamanı!” Ve bir bakıyoruz Ted koşarak gidip o “Blue French Horn”u alarak Robin’in camının altında bitivermiş. 9 senelik serüven de işte burada bitmiş.

3 senedir üzerine oynanan Robin – Barney ilişkisinin boşanma ile sonlandırılması, Barney’nin yine o eski abuk subuk hayat tarzına dönmüş olması, Marshall’ın işkence gibi iş yerinde çalışmak zorunda kalması, Robin’in kalkıp gitmesi… Bunların hepsi küçük, rahatsız edici ama tolere edilebilecek noktalardı benim için. Ama dizinin ana konsepti olan annenin ölümünün bu kadar basite indirgenmiş ve hikayenin içerisinde geçen küçük bir noktaymış gibi sunulmasına içim razı olmadı. Dizinin son sezonunu o kadar kötü bir hikaye kurgusuna oturtmuşlar ki, 3 güne yayılan düğün sürecini 22 bölümde verirken 2013 – 2030 yılları arasındaki süreci 45 dakika sıkıştırmaya çalışmışlar. Bunu yaparken de her şeyi mahvetmişler gibi hissediyorum. Bir izleyici olarak benim ihtiyacım olan şey şu: Eğer Tracy ölecek ve Ted de Robin’e dönecekse, Tracy’nin hastalık sürecini ve o süreçte Ted’in onun yanında olduğunu görmeye ihtiyacım var. Ted’in Tracy’e veda etmesine ve onun Ted’e hayatına devam etmesi için izin vermesini görmeye ihtiyacım var. Çocuklarının annenin ölümü ile ilgili üzgünlük kırıntıları göstermesine ihtiyacım var. Ted’in her zaman kalbinde Tracy’i saklayacağını görmeye ihtiyacım var.

Tüm bunları vermeden, abuk subuk bir kurgu ile tüm karakterlerin hikayelerini bir yere bağlayıp, annenin ölümü gibi bu dizi için devasa önemdeki bir olayı da 5 dakikaya sıkıştırdığın zaman, 9 senelik sadık hayranlarda bırakabileceğin tek şey hayal kırıklığı, başka bir şey değil.

–spoiler–

Marshall Eriksen

— spoiler —

Lilly’nin hamile olduğunu öğrendiğin anda hem senin hem de tüm ailen için doğru seçim olan yargıç olmayı bir anda çöpe atıp gayet 4. sınıf romantizmi ile “Senin rüyanı gerçekleştiriyoruz, çünkü sen de benim rüyamı gerçekleştiriyorsun” demen nedir abi? Bu kadar mal mısın gerçekten?

Artık bir değil iki çocuğun var, desteklemen gerektiğin bir ailen var, yargıç olmak gibi bir imkan sana sunuluyor ve sen elinin tersiyle itiyorsun öyle mi? Neden peki? Lilly’nin hayallerini gerçekleştirmek gerek.

Kusura bakma bu ne romantik olmak ne de ideal koca olmak. Bu basbayağı bildiğin mal olmak.

— spoiler —