Mutlu bir gün: İPZ ’14 ve A.L.F.A. Ödülleri

Sektörel konferanslar her zaman için zihin açıcı ve sektör çalışanların bir araya gelmesi için uygun ortamlar sağladığı için katılması keyif veren etkinliklerdir. Günlük hayatımızda hepimiz çok çeşitli haber kaynaklarından güncel haberleri zaten takip etmeye çalışıyoruz ama; rutin işlerimizden kafamızı kaldırıp ofisten çıkmak, ferah bir salonda yüzlerce benzer pozisyonda çalışan insanla beraber olmak, donanımlı konuşmacıların sunumlarını dinlemek, sosyalleşmek ve farklı iş kollarında çalışan insanların deneyimlerini öğrenmek insana kendini iyi hissettiriyor.

Dün İnteraktif Pazarlama Zirvesi, kısa adıyla İPZ 2014’e katılma şansım oldu. Konferansın sloganı ve teması biraz ilginç geldi esasında: “Dijital öldü. Yaşasın dijital.” Yani “Kral öldü, yaşasın yeni kral” gibi bir kalıp kullanılmak istenmiş ama verilmek istenen mesaj çok net değildi gibi geldi bana. Yeni kral kim, mobil mi, sosyal medya mı? Neyse. 🙂 Gün boyunca ağırlıklı olarak dijital pazarlama, sosyal medya pazarlaması, mobil pazarlama, dijital pr gibi oldukça çeşitli konularda sunumlar gerçekleştirildi. Konuşmacılar arasında Shazam, Twitter gibi dijital dünyaya yön veren global firmaların da temsilciler de bulunuyordu.

Konferanstan aklımda yer eden bir kaç noktayı aşağıda sizlerle paylaşmak isterim.

Devamı »

Reklamlar

Etkinliğin ardından: Apple Watch gerçekten Mavi Okyanus’a atılan bir adım mı?

Son yılların en büyük Apple etkinliğini geride bıraktık. Peki dün geceden akılda kalan satır başları neler oldu?

Genel

– Nike’tan Apple’ın dijital pazarlamasının başına getirilen Musa Tarık etkisini çok net bir şekilde gösterdi. Özellikle apple.com üzerinden yapılan live-blogging ve genel sosyal medya dokunuşları onun imzasını taşıyordu.

– Etlinlikten beklenti bu kadar yüksek olunca ilgi ve alaka da bir o kadar yüksek oldu. Apple.com ve Apple TV üzerinden yapılan canlı yayının performansı ise bu talebe cevap verebilmekten çok çok uzaktı. Sürekli kopmalar, başa sarmalar, hata vermeler yaşandı. Hatta uzunca bir süre de Çince dublaj yayına yansıdı. Canlı yayın performansı için Apple sınıfta kaldı diyebiliriz.

– Lansmanın başında yayınlanan video etkileyiciydi.

Devamı »

9.9.2014’e 1 kala

Neredeyse bir yıldır beklediğimiz ve Apple tarihinin dönüm noktalarından biri olacak etkinliğe bir gün uzaktayız artık. Söylentiler, haberler, fotoğraflar, videolarla dolu bir gündemin arasından sıyrılıp geliyoruz bu nedenle biraz kafamız dolu açıkçası. Lansman öncesi gizlilik konusunda Steve Jobs dönemini mumla aradığımız su götürmez bir gerçek. En azından 3-4 tane iPhone 6 inceleme videosu seyrettim ben şahsen, bu biraz garip değil mi sizce de?

Tüm bunların üzerine bir de patlak veren iCloud fotoğraf krizi bu büyük etkinliğe girerken Tim Cook’un başına fazlasıyla ağrıttı ve konsantrasyonlarını tamamen bozdu. Apple’ın hisseleri son yıllardaki en büyük düşülerden birini yaşadı. ABD’deki yatırım şirketleri takipçilerine Apple hisselerini elden çıkartarak paraya dönüştürmenin zamanının geldiğini duyurdu zira şirketin büyük bir inovasyon yaparak yükseleceğine pek ihtimal vermiyorlar.

Bu göreceli olarak negatif ortamda bile, Apple’ın şapkasında bizleri şaşırtacak bir kaç hamlesi daha olduğuna inanmak istiyorum. Beni böyle düşündüren şeyler neler mi?

Devamı »

How I Met Your Mother’ın Alternatif Sonu İnternete Sızdı! [Video]

Açıkçası Mart ayında dizinin son bölümünü seyrettiğim günden beri hem öfkeli hem de hayal kırıklığına uğramış hissediyordum kendimi ve nerede ne zaman konusu açılsa dizinin senaristlerine ateş püskürüyordum.

Dizinin finali ile ilgili hislerimi daha önce bu yazımda belirtmiştim.

Bu tepkimde kesinlikle yalnız değildim ve sosyal medyada, forumlarda, subredditlerde tam bir isyan havası vardı. Herkes dizinin senaristlerine çatıyor ve bu sonu hak etmediklerini söylüyorlardı. Bir dizinin takipçileri ile bu denli bir duygusal bağ kurmak kolay bir iş değil aslında ama onlara istediğini vermediğiniz anda da bu kitle hayatı size zindana çevirebiliyor işte böyle. (Pişman değilim, değiliz. Yine olsa yine yaparım, yaparız.)

Devamı »

Toplu Taşımada Kitap Okuyan İnsanlar

Toplu taşıma araçlarında kitap/gazete/dergi okuyan insan sayısının ülkenin gelişmişlik oranı ile birebir etkili olduğunu düşünüyorum, sizce de öyle değil mi?

Yıllarca Amerikan filmlerinde tasvir edilen uzun metro yolculukları ve bu yolculuklar sırasında elinden kitaplarını düşürmeyen karakterler izlemek, nedenini bilmediğim bir huzur hissi verirdi bana. O karakterlerin hayatlarının çok düzenli ve kontrol altında olduğunu düşünürdüm:

  • İşe giderken herhangi bir kaos ortamına girmiyorlar ve suratları asık değil, demek ki işlerini seviyorlar.
  • Çantalarında her zaman için kitap bulunduruyorlar demek ki kitap okumayı seviyor ve buna önem veriyorlar.
  • Zamanlarını boşa harcamayı sevmedikleri için metroda geçirdikleri dakikaları bile kitap okuyarak değerlendiriyorlar, demek ki yaşadıkları hayatı seviyorlar.

Devamı »

Socialnomics 2014

Erik Qualman’ın her yıl yayınladığı sosyal medya videografiğinin 2014 yılı olan için olanı de servis edildi.

Sosyal Medya konusunda bu yıl boyunca atıf yapılacak hemen hemen tüm vurucu istatistikler, bulgular bu videonun içerisinde, seyretmeden geçmeyin 🙂

Facebook’un dönüşümü

[Güncelleme]: Medya tiplerini sıralarken paylaşılan (shared) medyayı belirtmeyi atlamışım. Ben paylaşılan medya kavramını da kazanılan medyanın bir parçası olarak ele almış oldum ancak sosyal medya paylaşımlarını tamamen ayrı olarak ele almak tabii ki daha doğru olacaktır. Uyarısı ve eklemesi için Yiğit Kalafatoğlu‘na teşekkürler.

Markalar için 3 tip farklı medyadan bahsedilir: Satın alınan (bought) medya, sahip olunan (owned) medya ve kazanılan (earned) medya. Üç farklı tür medyanın da kendi içerisinde dinamikleri ve etkileri vardır. Bir önem sıralaması yapmak bu nedenle çok doğru olmayabilir ancak kazanılan medyanın diğerlerine göre bir adım önde olduğunu düşündüğümü söyleyebilirim.

Bir marka için kazanılan medya, yaptığınız işlerin, sunduğunuz ürün ya da hizmetlerin sonucunda elde ettiğiniz sosyal medya yansımaları, blog yazıları, yorumlar, değerlendirmeler, puanlamalar, arkadaş tavsiyeleri ve bunların hepsinin bir birleşkesinden oluşur. 2000’lerden sonra bu kavramın öneminin artmasının sebebi internet kullanımı ile birlikte kazanılan medyanın artık son derece somut olarak takip edilebilme şansının olmasıdır. Marka hakkında kaç tweet atılmış? Kaç blog yazısı var? Facebook sayfasında kaç kişilik bir kitleye sahip? Hakkında konuşma oranı kaç? Şikayet sitelerindeki durum nedir? Tüm bunlar dijital pazarlama alanında çalışmalar yapan markalar için önemli ve takip edilen metriklerdir.

Facebook, markalar tarafından işletilen resmi bir mecra olduğu için sahip olunan bir medya olarak değerlendirilebilir. Ancak Facebook sizi direkt olarak son kullanıcı ile bir araya getiren sosyal medya devriminin baş aktörü olduğu için esas görevi bununla sınırlı değildir. Facebook’ta amaç en basit anlamıyla; markanın özünü ve vaadini aktaracak bir iletişim stratejisi izleyerek son kullanıcılarda olumlu bir his bırakarak marka bağlılığı yaratmak ve satın alma davranışını tetiklemeye çalışmaktır. Kullanıcılardan önce beğeni, yorum, paylaşım gibi mecra içinde tepkiler sonrasında da bu pozitif hissin tüm Web’e ve kişisel hayata taşarak geniş kitlelere ulaştırılması, viralleştirilmesi beklenir. Bu amaç için son 5 yıllık süreçte markalar pazarlama bütçelerinin büyük bir kısmını Facebook’a yatırmaya başladılar. On bin, yüz bin ve hatta sonrasında milyonluk kitlelere sahip olmak için birbirleriyle yarıştılar. Günün sonunda daha geniş bir kitleye hitap etmek demek etkileyebilecek ve satışa yönlendirilebilecek daha çok insan demekti.Ancak gözüken o ki, Facebook’un değiştirdiği kurallar sonrasında dönüştüğü hal, mecranın varlığını ve pazarlamacılar açısından önemini sorgulatmaya başlayacak.

Sayfa üzerinden yapılan her bir paylaşımın herhangi bir reklam kullanılmadan ulaştığı kitle organik erişim olarak adlandırılır. Yani siz 50.000 kişilik bir kitleye sahipseniz sayfadan paylaştığınız her bir fotoğrafı 50.000 kişinin göreceğini düşünürseniz eğer, bu bir yanılgıdır. Zira organik erişim post başına ortalama %16 civarındadır. Bu örnekte sayfadan paylaştığınız bir fotoğrafın organik olarak maksimum 8.000 kişiye ulaşmasını bekleyebilirsiniz. Tabi bu oranları güncellemek ve değiştirmek Facebook’un kendi insiyatifinde olduğu için markaların bu durum karşısında çaresiz kaldığı açıktır. Facebook’un buna karşı sunduğu çözüm açık ve net: reklamlar. Paylaştığın içeriği daha fazla kişi görsün istiyorsan eğer bana para vermek zorundasın.

Son günlerde görüyoruz ki organik erişim iyice düşerek %10‘un da altına inmeye başlamış durumda. Bu durum da reklam vermeden Facebook üzerinde iletişim kurmanın anlamını sorgulatmaya başlıyor. Facebook yavaş yavaş sahip olunan bir medya aracı olmaktan çıkıp var olmak ve iletişim kurmak için reklam satın almaya muhtaç olduğunuz bir satın alınan medya aracı haline gelyor.

Bu durumdan rahatsız olan bazı markalar tepkilerini Facebook üzerinden göstererek sayfalarını kapatmaya başladı bile. Eat24’un algoritma değişikliklerine tepki olarak hazırlayıp hesaplarının kapatmadan önce yayınladığı ayrılık mektubu bunun en güzel örneği sanırım.

Hali hazırda genç nüfus için çekiciliğini hızla kaybeden Facebook, algoritmalarında yaptığı bu keyfi değişiklikler sonucunda pazarlamacılar için de cazibesini kaybederse eğer, gelecek onlar için çok da parlak olmayabilir.

 

Şampiyonluğu bekliyoruz.

Uzun zamandır huzurumuz yoktu hiçbirimizin.

Son 3 yıldır neden çektik biz bu kadar? Bunu hak etmek için neyi yanlış yapmıştık? Tribündeki bizler için bu sorunun bir cevabı hiç olmadı. Sadece bayrağın ve armanın peşinden koşuyorduk ve çubuklu forma mutlu olduğu zaman mutlu olabiliyorduk biz.

Geçtiğimiz 3 yılda ara ara hep zihnimde beliriyordu tanıdık görüntüler: Güiza’nın attığı ve 3-4 öne geçtiğimiz ve sonunda 3-5 galip geldiğimiz Buca maçı, heyecanımdan seyredemediğim kendimi arabaya atıp radyodan dinlediğim Karabük maçı (son dakiklarda ileri çıkan Tomiç), stadda son saniyelerde yay gibi gergin kaderine küfür eden insanların arasından merdivenleri inerken gelen golün ardından bayram yerine dönen Gaziantep maçı, Andre Santos’un golü ile öne geçtiğimiz Sivas maçı, Erman Kılıç’ın golleri sonrası artan kalp çarpıntılarım. Tek bildiğim benim, bizim masum olduğumuzdu.

Son şampiyonluğumuzdu.

Kabus gibi günlerin ardından güneş bizim için parlıyor artık. Son 3 senedir biz hep kaybedenlerden olduk belki, ama asla yenilenlerden olmadık. Fenerbahçe bayrağını, çubuklu formanın yüzünü asla yere baktırmadık. Yürüdük, bağırdık (kimsenin bağırmaya cesaret edemediğini bağırdık hatta) ve asla biat etmedik.

Çubuklu formanın şampiyonluk yolunda Antalya’yı geçip hepimizi huzura kavuşturmasına bir adım daha yaklaştığımız bu gecede mutluluk var içimizde. Ve tabii ki dilimizde şarkılar.

Önümüzdeki hafta biz caddede olacağız yine. Üzerimizde formamız, dilimizde şarkılarımız, göğsümüzde gururumuz ve ellerimizde meşalelerimiz olacak.

Şampiyonluğu bekliyoruz.